logo

“Biz” ve “ötekiler” dost olamaz mıyız?


facebooktwitter
Ayça Gökçaylar
aycagokcaylar@yahoo.com

Ayça GökçaylarAyrımcılık yapanlar, kendi gibi düşünmeyeni bir türlü kabullenemeyenler, kayıtsız şartsız düşman addedenlerin ruhsal bir problem yaşadıkları aşikâr.

Bir insan neye göre bir başkasından üstün, neye göre daha doğru, neye göre daha akıllı, neye göre her şeyin daha doğrusunu biliyor ki bu kadar kibir kaplamış üzerini?

Onu üstün kılan ırkı mı, ailesinin kökleri mi, iyi bir üniversiteyi bitirmiş olması, iyi bir firmada üst düzey görevde olması mı? Çok parası olması mı? Nedir ona ben en mükemmelim, en akıllıyım, en iyi ben bilirim, ben en doğrusunu uygularım dedirten?

Üstünlük ancak takva iledir:

“Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)

Dolayısı ile ayrımcılığın mantıklı bir gerekçesi yok. Sadece kendi yaşantısının/düşüncesinin doğruluğunu savunmak ve bunun üzerinden farklı düşüncedekileri ötekileştirmek, bir tür ruh hastalığı, vicdansızlık, sevgisizliktir.

Bir insan kendini dünyanın merkezi olarak görmeye başladığında, kısa sürede Allah’ın kendisine verdiği imkânlar ve özellikler doğrultusunda bir büyüklenme psikolojisi içine giriyor. Ve böyle bir psikoloji içerisinde kendisinden başka kimseyi sevmez ve beğenmez hale geliyor. Öyle bir ene kaplıyor ki bedenini etrafında olup bitenler hiç ilgilendirmiyor onu.

Bir tek kendisi önemli. Suriye’de insanların soğukta donarak ölmesi, yasal işlemleri tamamlanmadan bir insanın hukuka aykırı olarak idam edilmesi, meydana gelen savaşlar, zulüm gören, ezilen insanlar, toplumların dejenereleşmesi, yanı başındaki bir insanı üzmek/kırmak hiç mi hiç ilgilendirmiyor onu. Yeter ki bu olan bitenler kendi kapısının önünde olmasın, biri onu koltuğundan kaldırmasın, rahatı kaçmasın, onu üzmesinler yeter.

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”…

Dikkat edin böyle kişilerden iltifat bir tarafa güzel, olumlu, haklının, mazlumun hakkını savunan herhangi bir söz işitmek adeta imkansızdır. Varsa yoksa hakaret, kin, nefret dökülür ağızlarından…

Hayattaki tek amaçları kendilerini iyi etmek. Daha iyi para kazansın ve rahat hayat yaşasın o kadar. Sevmek, sevilmek de umurlarında olmaz. Başkalarının rahatı, neşesi, huzuru zaten ne alaka onlara göre… Yani Mehdiyet ruhunu yaşamaz, kendinden başkasını düşünmez, gerekirse görmemek için yumar gözlerini.

Sevgisizliğin, acımasızlığın dünyayı nasıl kasıp kavurduğuna herkes şahit. Herkesin canı yanıyor bu durumdan. Sevgisiz olmak, sevmeyi bilememek ve dolayısıyla sevilememek büyük acı, büyük kayıp. Özetle, bu anlattığım garip dil, vicdan sahiplerinin anlam veremediği bu nefret politikası tüm dünyayı kaplamış durumda.

Ancak burada bana göre daha da ilginç olan;

İnsanlık tarihi ayrımcılığın, ben merkezciliğin yol açtığı büyük felaketlerle dolu olmasına, yalnızca geride bıraktığımız yüzyılda bile, “biz” ve “ötekiler” arasında yapılan ayrım, çoğu kez başka hiçbir neden olmaksızın, milyonlarca insanın acı çekmesine yol açmış olmasına rağmen, kimse bize ne oluyor, nedir bu başımızdaki bela demiyor.

Ayrımcılık, ötekileştirmek uluslararası toplumun artan duyarlılığına ve 21. yüzyılda ulaşılan muazzam bilgi birikimine rağmen artarak devam ediyorsa, bunun kültürlü olmakla, okuyup doçent, profesör olmakla bir alakası olmadığına kani olunması lazım.

Etnik köken, din, dil, dünya görüşü ya da cinsiyet temelinde yapılan ayrımcılıkların acı sonuçları, tarihe utanç sayfaları olarak eklenirken, bu durumun değişmesi için bir çıkış yolu aranmaması, durumun kabullenilmesi hayret verici ve aynı zamanda ürkütücü.

Kişinin kendisine müstakil bir benlik vermesi, hem kendi varlığını hem etrafındakilerin varlığını Allah’tan bağımsız görmesi, tavır ve davranışlarını, bakış açısını bu zihniyete göre düzenlemesi, demokratik tartışma kültürünün eksik olması, tüm bunlara; olgun olmaması, sevgisizlik, anlayışsızlık, şefkatsizlik, merhametsizlik, vicdansızlık eklenince bu yaşananlar kaçınılmaz oluyor.

Bakıyoruz sanatçılar bir araya gelmiş nefreti körüklüyor. Bakıyoruz medyaya, adeta nefret söyleminin menzilini genişletmek için kullanılıyor. Politikacılar öyle… Bakıyoruz sosyal medyaya, konuşma, ifade özgürlüğü diyerek nefret yayma eylemleri…

İnsanlık onuru ve yararını gözeten bir ifade tarzını benimsemek, güzellikler sunmak yerine kargaşayı, yakıp yıkmayı, savaşları, idamları savunmayı, sevgisizliği ve nefreti körüklemeyi, şeytana yani deccaliyete kendini teslim etmişlikten başka ne ile açıklayabilirsiniz?

Sevgiyi, şefkati, merhameti, kim ne düşüncede, ne inançta olursa olsun veya inançsız olsun koruyup kollamayı savunan, yoksullara, ihtiyaç içinde olan herkese yardım eli uzatan Mehdiyet ruhuna karşı bir tutum içinde olunmasını ne ile açıklayabilirsiniz?

Onlarca denemeye rağmen, siyasi taktiklere rağmen dünyanın düzelmediğini ve düzelemeyeceğini tarih bize defalarca göstermedi mi, hali hazırda göstermiyor mu?

Mehdiyet ruhu her tarafı sarmadan, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın güzel ahlakı, güzel varlığı yeryüzünde hissedilmeden, Mehdiyet’le birlikte mücadelesi görülmeden huzur diye bir şey olmaz, olmayacaktır. Dünya ancak ve ancak, imanla, Allah’ın zikriyle, Mehdiyet’in ruhuyla, bir sevgi öğretmeni olan Hz. Mehdi’nin iradesi ile, sevgiyle, aşkla, tutkuyla, dostlukla, kardeşlikle, muhabbetle, affedicilikle, güzel zanla, şüphecilikten kurtuluşla, güvenin gelmesiyle düzelebilir.

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Amerika her 3 ayda bir 11 Eylül’ü yaşıyor

    28 Eylül 2014 Köşe Yazarları

    2001, 11 Eylül olayından 2011 yılına kadar geçen zaman diliminde yaklaşık 119.000 Amerikan vatandaşı silahla işlenen cinayetler sonucu hayatını kaybetti. 11 Eylül olaylarında yaklaşık 2900 kişinin vefat ettiğini hatırlarsak, Amerika sadece 10 yıl içerisinde 40 kere, yani her 3 ayda bir 11 Eylül’ü yaşamış durumda. Amerika tüm dikkatini, dışarıdan gelebilecek terör tehlikesine yöneltmişken, ülke içinde olup biten bu dehşetli tabloyu göz ardı ediyor. İstatistiklere göre silahlı cinayetler sebebiyle 2001-2011 yılları arasında ölen Amerikan vatan...
  • Dostlar Düğünüme Davetlisiniz

    17 Eylül 2014 Köşe Yazarları

    Tarih: 20.09.2014 Cumartesi SAAT :20:00 Yer: Buca Belediyesi Düğün Salonu Koşuyolu Cad.No:8 Pakiçi Şirinyer-İZMİR Rahime & İsmail Allah böyle buyurdu,tüm işler bitti Perşembe günü davetiyeler dağıtılmadan önce ilk düğün davetini siz değerli okuyucularıma duyurmak istedim mutlu günümde hepinizi düğünümde görmekten mutluluk duyacağım. Anne ve Baba: İBRAHİM-FETİYEGÜL ŞENTÜRK / GÜLLÜ- MAHMUT YAMAN   NOT 1: Yardıma muhtaç insanlarımız çok var lütfen onları kendimiz bizzat gidip araştırıp eğer gerçekten yardıma muhta...
  • Dünyadaki zulmün çözümü Allah’ın emrine uymakta

    06 Eylül 2014 Köşe Yazarları

    İslam coğrafyasında akan her damla kandan, yıkılan her evden, şehit olan her masumdan, yaralanıp sakat kalan her mazlumdan, açlık ve yokluk içinde yaşayan her insandan, İslam Birliği için gayret etmeyen her Müslüman sorumlu. Allah Kuran'da müminlere birlik olmalarını, inkara karşı imanda saf bağlamalarını, birbirlerini kardeşleri gibi görüp sevmelerini, birbirlerine karşı merhametli, affedici ve koruyucu olmalarını, dağılmaktan, ayrılmaktan ve parçalanmaktan şiddetle kaçınmalarını emretmişken, bunun tam aksini uygulayan Müslümanlar Allah esirg...
  • 2015’te CHP’nin çıkışı AKP’nin çöküşü olacak…

    05 Eylül 2014 Köşe Yazarları

    Recep Tayyip Erdoğanlı Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’yi krizde iken 2002 yılında genel seçimi 10.848.704 kişiden % 34,43 oy alarak 365 Milletvekili çıkararak iktidar partisi olarak görev başına geçmişti. Daha sonra Ak Parti Devlet işletmelerini tek tek satarak ve Devletin 100'lerce fabrikasını ucuza satarak kiralatarak Ekonomiyi ayakta tuttu yabancılara yerli bankalarımızı sattı ülkemize yabancı bankalar geldi. Daha sonra Başbakan Erdoğan yandaş televizyonlarına tek tek çıkarak Ak Parti iktidara gelmeden önceki siyasi partilere sizin...